21 Ekim Cumartesi , 2017

Köşe Yazıları

Erzincan’ın Gizli Cenneti Çöpler Arasında

Erzincan’ın saklı cennetlerinden olan Mecidiye köyde ki çamlık mesire alanı çöplerin arasında kayboluyor. Bakımsızlık ve piknik yapan bazı insanların bilinçsiz davranışları ve yüzünden çöp yığınları arasında kaybolan bu cennetin şehrimize geri kazandırılması gerekiyor. Erzincan Merkez’e yaklaşık 20 km uzaklıkta Mecidiye Köy (Urumsaray) yakınlarında bulunan yemyeşil ormanlık alan çamlık yaz günlerinde yurtdışından memleket özlemiyle şehrimize gelenlerin uğrak noktası oluyor Piknik yapmaya gelen vatandaşlar burada soğuk sularla ve oksijen dolu havasıyla memleket hasretini bir nebze olsun gidermeye çalışıyor. Piknik yapan vatandaşlardan bir tanesi yaptığı açıklamasında; “Her yıl buraya geliyoruz. Memleketimizle buluşmanın heyecanını özlem gidermenin sevincini yaşıyoruz. Son zamanlarda karşılaştığımız manzara içler acısı. Oksijenin çiçek ve çamların kokusunun yerini çöp kokuları almış. Yol boyunca yaşanan manzara ise aynı. Şehrimiz de insanımızı bilinçlendirmek adına gerekli kuruluşların bilgilendirme faaliyetleri ve yetkililerin doğal güzelliklerimize bakım temizlik konusunda el uzatması gerektiğini belirtti. Şehrimizin sayılı mesire alanlarından olan gizli cennet şimdilerde kendisine uzatılacak bir eli bekliyor.

Devamı...

82 Yıllık Ömrümün Darbeler Kronolojisi

Yaşım 82. İlk darbeyi gördüğümde 25 yaşındaydım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde takvimler 27 Mayıs 1960’ı gösteriyordu. Ve askeri gücü ülkenin, yönetime bütünüyle el koymuş bir Başbakan ve iki vekili idam ederek maksadına ulaşmıştı. Ülkede bugünkü kadar hızlı ve canlı bir iletişim yoktu. Memleketin bir çok yeri Adnan Menderes’in, Fatin Rüştü Zorlu’nun ve Hasan Polatkan’ın idam edildiğini günler sonra öğrenmişti. Ama asker bir tek vatandaşa dahi kurşun sıkmamıştı. İkinci darbeyi gördüğümde ise tarih 12 Mart 1971’di. Ve ben o yıl 36 yaşındaydım. Halkın oylarıyla seçilen iktidar askeri vesayetle yine akamete uğratılmıştı. Yine demokrasimiz koca bir yara almıştı. Üçüncü darbeyi gördüğümde de 45 yaşındaydım. 12 Eylül 1980 askeri darbesi olmuştu. Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya isimleri, Bülent Ulusu hükümetleri gibi darbeci isimleri ülkemin gündeminde havada uçuşuyordu. Her darbe dışarıdan bir müdahale idi ve bizim seçtiklerimiz bir tiyatro oyununun yardımcı rollerini oynuyordu. Seçtiğimizi sandıklarımız değil de başkaları yönetiyormuş meğerse bizi… Yine anlamamıştık… Ömrümün 62. yılında soğuk bir Şubat’ta yine karşıma çıktı darbe. 28 Şubat 1997 askeri darbesi de Anadolu sermayesine ve bu ülkenin dini hassasiyetleri olan insanları üzerinden bu halka ve demokrasiye tecavüzle sonuçlandı. Demokrasi hayatımızı olgunlaştırdığımızı, çokca yol katettiğimizi sanırken aynı el 27 Nisan 2007 tarihinde Genel Kurmay imzalı bir bildiri ile tekrar çıkıverdi karşımıza. Ülkenin en güçlü iktidar partisi ve Başbakanına yönelikti bu bildiri. Başbakanı almaya ve partisini kapatmaya yönelikti tezgah. Onlar da muvaffak olamadılar. Ve ben o gün 72 yaşındaydım. Ama her seferinde ülke ekonomisi ve gariban vatandaşın cebindeki para pul ediliyor; Demirel’in ifadesiyle bir sente muhtaç edilmemiz için büyük çaba sarfediliyordu. Ve en acısı ise 81. Yaşımda, bu ülke insanlarının imanlılar, inançlılar, dindarlar, namaz kılıyorlar diye zekatlarını, kurbanlarını, derilerini, mahsüllerini, daha da ötesi en kıymetli varlıkları olan biricik evlatlarını verdikleri; bunlardan bize zarar gelmez dediklerinin ihaneti ile karşılaştım. Çok acıydı ve canım çok acımıştı. 247 evladımızı şehit binlerce insanımızı gazi hanesine yazmıştık. Hem de düşman silahı ve kurşunuyla değil kendi tankımız, kendi uçağımız ve kendi silahımızla. Böyle bir ihaneti ve böyle bir vahşeti hangi din ve hangi vicdan yapabilirdi ki? O kalkışma çok şükür yine gençlerimiz ve halkımızla durduruldu. Üniformalı, cübbeli, diplomalı ve bize benzeyen ama bizden olmayanlar tarafınndan arkamızdan değil tam yüreğimizden vurulmuştuk. Heyhat! Ne acıdır ki bu milletin parası ile alınan silahlar bu millete doğrultuldu. Ve hiç bu kadar vahşi kanlı olmamıştı darbeler(imiz). Ne diyeyim? Utanacaklarını bilsem yüzlerine tükürürüm! Utanacaklarını bilsem karşılarına çıkıp avazım çıktığı kadar hakettikleri dilden konuşurum! Ey utanmazlar! 82 yıllık ömrümün kronolojik seyrinde hep geleceğimize, hayatımıza, canımıza, yaşam gerekçelerimize saldırdınız! 82 yıllık ömrümün 25. Yaşından itibaren ortalama her on yıla bir darbe sığdıranlar bu dünyada da, ahirette de sizden davacıyım. Hakkımı helal etmiyorum! Benden, çocuklarımdan, milletimden, çaldıklarınızın her zerresi fitil fitil burnunuzdan gelsin! Bu millete reva gördüklerinizi her iki cihanda siz de çekesiniz! 15 Temmuz milli irade zaferimiz kutlu olsun. Milli iradeye karşı duranlar kahrolsun! Vesselam!

Devamı...

Bayram, Türk Kızılayı’nın 149. Kuruluş yıldönümü kutladı

AK Parti MDK üyesi ve Erzincan Milletvekili Av. Serkan Bayram Türk Kızılayı’nın 149. Kuruluş yıldönümü sebebiyle kutlama mesajı yayınladı. Milletvekilli Bayram mesajında; “Türk Kızılayı’mızın 149. kuruluş yıldönümünü en samimi duygularımla kutluyorum. Hilal-i Ahmer yani günümüzdeki adıyla Türk Kızılayı 1868’de savaşlar esnasında yaralanan ve hastalanan askerlerimize yardım etmek amacıyla kurulmuş ve bugün tüm dünyada bilinen tanınan bir yardım kuruluşu olmuşturDünyanın dört bir yanında ihtiyaçlı insanların yardımına koşan Kızılay, kan tedariki başta olmak üzere, afetzedelerin acısını ve sıkıntısını gidermekte ve ihtiyaç sahiplerine cömertçe yardım eli uzatmasıyla bütün dünyanın takdirini kazanmaktadır. Kızılay’ın bu başarısının arkasında hiç şüphesiz aziz milletimiz vardır. Maddi, manevi tüm imkanlarıyla ve kan bağışlarıyla Kızılay’a destek olan milletimize teşekkür ediyorum. Bu vesileyle Kızılay’ımızın kuruluş yıldönümünü tebrik ediyor um.” İfadelerini kullandı.

Devamı...

CAZİBE MERKEZİNİN BÜYÜK OVASININ ARIZALI ALETLERİ

Cazibe merkezi Erzincan… Bütün Ova Proje merkezi Erzincan… Cazip Tarım Bölgesi Erzincan… Son günlerde dillerdeki ifade ve sloganlardan üç tanesini yazdım sadece. KUDAKA (Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı) bölgesi içerisinde yer alan iller arasında Erzincan da var. Hükümetin Cazibe Merkezleri Programına dâhil edildik… Yatırımcılara çeşitli alanlarda ve sektörlerde uzun vadeli destekler sağlanması düşünülüyor. Düşüncenin ötesinde dâhil bile edildik. Çok güzel… Başvurular başladı… Bakalım ilimize yönelik ve ilimizden kaç kişi müracaat edecek? Herkesin malumudur; Erzincan tarım ve hayvancılık şehridir. En büyük potansiyelimiz bu… Bundandır ki başbakanımız, vekillerimiz, valimiz, esnaf ve tüccarımızca; sanayi, turizmden önce tarım ve hayvancılık zikredilir. Amenna… Bu doğrudur. İşte bu yüzdendir ki Valimiz Sayın Ali Arslantaş’ın Birlik Vakfı Erzincan Şubesindeki konuşmalarında anlattığı ve gazetemizde manşete taşıdığımız “Bütün Ova Projesi” önemlidir. Birkaç dönümlük tarım alanlarından öte onlarca dönümlük veya dekarlık tarım alanları oluşturulması elzemdir. 25 Ocak Çarşamba günü gazetemizde manşet yaptığımız Tarım İl Müdürü Murat Şahin ile görüşmemizde de ifade ettiğim gibi tarım Erzincan ekonomisinin ana damarı konumundadır. Hükümetin ve Bakanlığın Milli Tarım Projesi kapsamında Büyük Ova ilan dilen üç ilden biri de Erzincan olmuştur. Ovalarımız artık sit alanı gibi korunacak denilmektedir. Tarım alanlarının amaç ve tarım dışında kullanılması mümkün olmayacaktır. Tercan, Çayırlı ve Erzincan Ovaları bu kapsamda bir bütün olacak şekilde yeniden tanzim edilecek; daha az tarla sahibiyle daha çok ve büyük tarım alanları oluşturulacak. Bunların hepsi çok güzel… Gel gelelim bunları yapacak kurumlarımızın en başında Tarım İl Müdürlüğümüz gelmektedir. Ama henüz mevcut çiftçisini yeterince bilgilendirecek donanımlardan noksan bir kurumla bütün bunları ne kadar başarıyla gerçekleştireceğiz? Bursa ilimizde bırakın merkezi, ilçeleri; en ücra köylere kadar erken uyarı ve bilgilendirme sistemlerini kurmuş bir yapıyla tarım ve hayvancılığın sanayi ile kafa kafaya gittiğini hatırlatalım… Erzincanımızda bu hususta erken uyarı sistemlerimiz, çiftçiyi sürekli ve hassasiyetle uyaracak, bilgilendirecek hangi sistemler ve çalışmalar var diye sormak gerekir. Tarım İl Müdürümüz Sayın Şahinle konuşurken Erzincan’da toplam üç adet erken uyarı sistemi bulunduğunu ve ne yazık ki ikisinin de çalışmadığını öğrendim. Çağlayan, Üzümlü ve Bahçeli köyünde Bulunan bu cihazların çalışmıyor olması anlaşılır ve kabul edilir değildir. Bir tanesinin 40-50 bin lira aralığında olduğunu söyledikleri bu cihazlarla Büyük Erzincan Ovası Projesini desteklemek gerekmez mi? Projenin tamamlanmasını beklemek yerine mevcut tarım alanlarında faaliyet gösteren çiftçimize destek olmak ve yol göstermek gerekmez mi? Hayvancılık yapan insanımıza tohumlama, doğum öncesi ve sonrası bilgileri elektronik ortamda aktarmak; sebzecilik ve meyvecilik yapan çiftçimize don tehlikesinden ilaçlamaya, budamadan toprağın havalandırılmasına kadar rehberlik edecek teknolojik destek sağlanamaz mı? Ne diyeyim? Proje düşünmek, üretmek ve uygulamak yetmiyor. Bunun için donanımlı, kapasiteli ve ehliyet sahibi; teknolojiden ve tüm tarımsal teknolojilerden haberdar, masa başında değil tarım alanlarında, hayvancılık sahalarında gecesini gündüzüne katacak erlere ihtiyaç var. Bu güzel projelere ve hedeflere ancak böyle ulaşılabilir. Arızalı iki adet sistemi tamir etmekten ve yenilmekten aciz insanlarla değil! Vesselâm!

Devamı...

BU VAKİTTE TRENİ KAÇIRMAK OLMAZ

Erzincan Valisi Sayın Ali Arslantaş ile Çarşamba günü birlikteydik. Elbette mevzu Erzincan’dı. Çarşamba günü köşemde söz konusu ettiğim Büyük Ova Projesini, Cazibe Merkezi Projesini ve Cazip Tarım Bölgesi Erzincan’ı konuştuk. Gazetedeki köşemi henüz okumamıştı. Ama Sayın Valimle Erzincan için neler yapmak düşüncesinde olduğunu konuştuk. Erzincan için çok şey yapmak istediğini anlattı. Erzincan’ı daha modern ve gelişmiş bir şehir haline getireceklerini ifade etti. Özellikle tarım ve hayvancılık noktasında öncelikleri olduğunu; Turnaçayırı barajıyla birlikte sulamada büyük bir sıkıntıdan kurtulacaklarını; şehirde kendi dinamikleri olan ürünlerle sanayi ve yatırım yapılmasının anlamlı ve kazançlı olacağını vurguladı. İplik fabrikası örneğinden yola çıkarak; pamuk olmayan yani hammadde üretemeyen bir yerde sanayi yatırımı yapmanın yanlışlık olduğunu dile getirdi. Bugün geçmişin hatalarına düşmemek adına ince eleyip sık dokuduklarını söyleyen Vali Arslantaş; Tarım ve Hayvancılık şehri Ezincan’da elbette sanayi ve yatırıma yönelik, tarım ile hayvancılık çalışmalarda öncelik olacaktır dedi. Bu düşünceyle “Büyük Ova Projesi” kapsamında arazilerin yeniden düzenleneceği; atıl, tarıma elverişli olmayan alanları hayvancılık için değerlendireceklerini anlatan Erzincan Valisi Ali Arslantaş; ovada tarıma elverişli olmayan alanlarda ise örtü altı tarıma yöneleceklerini anlattı. Dereyurt (Çarhanik) bölgesinde büyükbaş besi ve süt hayvancılığını teşvik edeceklerini dile getiren Valimiz; Ekşisu bölgesindeki beyaz topraklı çorak alanda da örtü altı tarımı ve seracılığı düşündüklerini söyledi. Tüm çalışmaların buna yönelik olacağını; hammaddesi Erzincan’da bulunan sebze ve meyve ağırlıklı; süt ve süt ürünleri ile et ve kombina gibi ürünlerin işlenebileceği bir organize sanayi amaçladıklarını benimle paylaştılar. Yiğit düştüğü yerden kalkar misali Erzincan da kendi ayakları üzerine kendi imkân ve şartlarıyla kalkacaktır. Bu yüzden bizim olanla bizden olanı kullanarak bir marka ve ekonomi şehri olabiliriz. Bu anlamda Vali Beye katılıyor ve destekliyorum. Bakalım başka hülyalar peşinde koşanlar bizi biz eden bu ekonomik değerlere sahip çıkacaklar mı? Elbette turizmden ve diğerlerden vazgeçelim demek değildir bu… Bu sefer treni kaçırmak olmaz: Cazibe merkezi ile Büyük Ova Projesiyle, Cazibeli Tarım Merkezi olma özelliğiyle yatırımlar için kolları tam sıvama zamanıdır… Vesselâm!

Devamı...

ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜMÜZÜ UNUTMAYAN VALİMİZE…

Basın çalışanları günümüz kutlu olsun. Bizler yedi gün yirmi dört saat esasına göre kamu hizmeti veren bir mesleğin erbabıyız. Şehrimizin, bölgemizin ve ülkemizin sevinci, kederi, derdi, tasası derdimiz olan bir meslekle iştigal ediyoruz. Bugünü unutmayan şahsıma ve Erzincan’daki tüm basın çalışanlarına bir mektup yazan Erzincan Valimiz Sayın Ali Arslantaş’ın jestinden duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. “Gazetecilik mesleği çağımızın en saygın ve dinamik mesleklerinden biridir. Mesleğin getirdiği çeşitli sıkıntılara katlanarak halkı bilgilendirme aydınlatma görevini yüksek bir sorumlulukla yerine getiren gazetecilerin, sosyal ve ekonomik haklarını düzenleyen yasanın kabulüyle 10 Ocak tarihi, ‘Çalışan Gazeteciler Günü’ olarak kutlanmaktadır.” diye başlıyor Valimizin mektubu. Özgür basın, tarafsız basın, adalet ve yasalardan ayrılmayan basın ilkesini kendisine şiar edinmiş bir gazeteci ve gazete sahibi olarak 63 yıldır basınla iç içeyim. 1954 yılında Yeşil Eğin gazetesinde başlayan maceramıza Arapgir Postası, Divriği’ni Sesi, Demokrat İliç’i dâhil etmiş ve bugün de ÖZSÖZ Gazetesiyle Erzincan’da devam ediyoruz. Seksen yaşı devirmiş ve halen bu meslekten kopamamış biri olarak, Valimiz Sayın Ali Arslantaş’ın mesajındaki ifadeleri sizlerle de paylaşmalıydım. Valimiz yazısında, “Özgür bir basının varlığı ve basının her anlamda baskıdan uzak bir şekilde görevini yerine getirmesi, demokrasimizin daha sağlıklı işlemesi, standartlarının yükselmesi ve kamuoyu duyarlığının artması bakımından büyük önem taşımaktadır. Basın özgürlüğünün ve ifade hürriyetinin korunması ve geliştirilmesi, demokratik, toplum düzeninin en önemli gereklerinden biridir. Basın özgürlüğünün korunması kadar önemli bir başka husus ise doğru haber verme, tarafsızlık, özel hayata saygı, toplumun ve bireylerin hakkını gözetme gibi ilkelerin üstün tutulmasıdır.” diyor. Tam da arzuladığımız ve tüm medyada olmasını istediğimiz gerçekler bunlar. Bu ifadelerin tümünü içtenlikle onaylıyorum. Bu işte en büyük görev başta basın çalışanlarına düşmektedir. “Basının ulaştığı seviyede en büyük pay kuşkusuz görevini, şartlar ne olursa olsun fedakârca yapan basın çalışanlarına aittir.” Bu işi yaparken elbette biz basın çalışanlarının da tüm hak ve hukukunun, çalışma şartları ve ortamının iyileştirilmesi gerekiyor. Sayın Valimin ifadesiyle, “Basın mensuplarımızın bu anlayışla, daima sorumluluk bilinciyle hareket edeceklerine, ülkemizin demokrasi, hukuk, insan hakları konusunda en ileri standartlara ulaşması çabalarına katkılarını sürdüreceklerine olan inancım tamdır.” Ben de Erzincan Valimiz Sayın Ali Arslantaş’ın dilek ve temennileriyle yazımı bitiriyorum: “Gazetecilerimizin çalışma şartlarıyla ilgili sorunlarının en aza indirildiği duruma gelmesi bakımından bu günün katkı sunması dileğiyle “Çalışan Gazeteciler Günü”nüzü/müzü tebrik ediyor, görevlerini yaparken hayatlarını kaybeden basın çalışanlarını rahmetle anıyor, tüm basın çalışanlarına sevgi ve selamlarımı iletiyorum.” Vesselâm!

Devamı...

HUZUR EVİ: BEŞ BELDENİN BİRİNE…

“Bundan altı yıl önce 3 Aralık 2010 tarihli “Kemaliye”ye başlıklı köşe yazımda Ağın, Arapgir, Eğin (Kemaliye), Divriği ve İliç ilçelerini içine alan bölgede bir huzur evine ihtiyaç olduğunu ve ilçelerin merkezinde kalan Kemaliye ilçemizde bir huzur evi yapılmasını dile getirmiştim. Şöyle ki, Kemaliye ilçesinde yapılacak huzur evine Ağın 40 kilometre, Arapgir 40 kilometre, İliç 35 kilometre, Dirviği 70 Kilometre uzaklıkta… Yani yapılacak olan Huzurevi için en uygun yerin Kemaliye olması anlamlı olur. Hal böyleyken kısa bir süre önce Refahiye’de Huzurevi açılmış olması elbette sevindiricidir. Ama Bu ilçelerin Refahiye’ye uzaklıkları da ortadadır. Sayın Başbakanımızdan ricamız bahsettiğim bu beş ilçe halkına hizmet edecek bir huzurevinin Kemaliye’de açılması konusunun ele alınarak, üzerinde durulmasıdır. İlle de Kemaliye olsun diye bir dayatmamız da yok. Bu ilçelerden herhangi birisine de açılabilir bu huzurevi… Ama Kemaliye’de atıl durumda kalan eski devlet hastanesi binası bu iş için biçilmiş kaftan gibi duruyor. Yazı memleketinde ve köylerinde geçiren hemşerilerimizin gurbete ve büyük şehirlere gitmek istemeyen ebeveynlerini hiç değilse kışın bırakacakları; tek başlarına kalmayacakları sıcacık bir ortam oluşturmak o yöre insanı için anlamlı bir çaba ve hayırlı bir iş olacaktır kanaatindeyim. Bu konuyla ilgili olarak Sayın Valimiz ve Başbakanımızdan ilgi, destek ve yardım bekliyoruz… Vesselam!

Devamı...

YEŞİL EĞİN GAZETESİ’NİN HATIRLATTIKLARI

Gazetede oturuyordum; postacı adıma gelen büyükçe bir zarf uzattı… Üzerinde Turan Yılmaz ismi var, gönderici bölümünde. Merakla açtım İstanbul’dan gelen zarfı… İçinden 1963-1964 yıllarına Yeşil Eğin Gazetesi’ne ait gazetenin gerçek boyutlarında fotokopiler ile yine o dönem Yeşil Eğin Matbaasında basılmış el ilanları fotokopileri çıkınca şaşırdım! O vakitler lise öğrencisi genç bir delikanlı olan Turan Yılmaz’ın da içinde bulunduğu Erzincan Halk Eğitimi Merkezi Tiyatro Kolu topluluğunun şehrimizin sosyal ve kültürel hayatına ne kadar önemli katkı yaptıklarını; O günlerin bugünlerden daha hareketli olduğunu hatırlatıverdi. O yıllarda gazete sayfalarında Avrupa haberleri, dünya futbolu ile ilgili haberler yanında pek çok yazı ve makaleye yer verdiğimizi hatırladım… Sanki ilimizdeki hassasiyet o günlere nazaran biraz daha hafiflemiş korkusuna kapıldım. Yine bu şehrin sosyal ve kültürel alandaki kendi yerel dinamiklerini yeteri kadar değerlendiremediğini düşünüyorum. O dönem gençlerinin tiyatro, müzik çalışmalarına ve gösterilerine yönelik çaba ve gayreti bugün neredeyse göremiyoruz. Ne Halk Eğitimi Merkezi’nin bir tiyatro topluluğu var, ne Kültür İl Müdürlüğümüzün ne de Sivil Toplum Örgütlerinin. İçimizdeki cevheri, yeteneği ortaya çıkaracak; gençleri kültür hayatının içine itecek bir dinamizme, ateşleyiciye ihtiyaç var sanırım. Bakalım fitili gençlik olan bu gücü kim ateşleyecek? Onları terörün, kötü işlerin, alışkanlıkların ve tembelliğin, hazırcılığın kollarından kim alıp çıkaracak? Biz o hayırlı elin tez zamanda bu fitili tutuşturmasını beklerken, eski günleri hatırlattığı için de Turan Yılmaz kardeşime teşekkür ediyorum… Vesselam!

Devamı...

Hökümetin De Hökümetli Olmanın Da Hakkını Vermek Veya İl Genel Meclisi Başkanına Oynamak

Hükümet… Refahiyelilerin ve başbakanımızın ifade şekliyle HÖKÜMET. Hükmetme yetkisine sahip makam. Bu makam bir Erzincanlıya emanet… Ülke hükümetinin başında bizlerin de gururu hemşerimiz; cumhuriyet tarihinin en uzun Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı ve son hükümetin de Başbakanı Sayın Binali Yıldırım var. Erzincan ve Refahiye HÖKÜMET demek artık. Bu kazanımımızı kendi lehimize değerlendirmek, fırsatı elden kaçırmamak zamanıdır. Bunun için elimizdeki kıymetlere yenilerini eklemek zamanıdır zaman. Hem parasal, hem insan kaynakları hem de yetişmiş bürokratlar ve siyasetçiler açısından fırsat zamanı. Peki, biz bunun önemi ve kıymetinin ne kadar farkındayız? Bunu tüm Erzincan’a mal etme noktasında neredeyiz? Yoksa işi kısır siyasi çekişmelere, mikro milliyetçiliğe ve bencilliğe mi taşıyoruz? Hemen konuya gireyim o zaman…. Erzincan’da AK Parti iktidarı boyunca üç dönemdir muhalefetin bile oyunu alarak oy birliği ile İl Genel Meclisi Başkanlığına seçilmiş; samimiyeti, gayreti ve içtenliği sadece Erzincan il merkezin değil ilçe ve köylerinin teveccühünü kazanmış Ünal Tuygun üzerinden birilerinin hakkaniyetten ve adaletten vazgeçerek farklı bir gündem ve kamuoyu oluşturmaya çalışmasından bahsetmek istiyorum. Herkes bilir ki bu şehre Özel İdare kanalıyla gelen bütçe bellidir. Herkes bilir ki bu şehre Özel İdare kanalıyla gelen paranın ilçelere, köylere nüfusa ve ihtiyaç önceliklerine göre dağıtılır. Yine herkes bilir ki bu şehre Özel İdare kanalıyla gelen paradan Tercan’ın payı, Çayırlı’nın payı, Otlukbeli’nin payı, Üzümlü’nün payı, Kemah’ın payı, İliç’in payı, Kemaliye’nin payı ve HÖKÜMETİN (Refahiye’nin) payı bellidir. Ve herkes bilir ki bu şehre Özel İdare kanalıyla gelen para İl Genel Meclisi Başkanı Ünal Tuygun’un başkanlığında meclisin oyuyla adalet çerçevesinde gereken yerlere gönderilir. Diğer ilçelerin hakkından alıp sadece bir ilçeye mesela Refahiye’ye verilmez herhâlde! Ama son günlerde Ünal Beyi ve meclisi adeta karalama kampanyası düzenlenerek, sanki Refahiye ilçemize cephe alınmış havası oluşturulmaya çalışılıyor! Yazıktır! Türkiye’de üç dönem ve muhalefetin desteğiyle seçilmiş; nerdeyse asfaltsız köy yolu bırakmamış, oyun alanları ve çocuk parkları yapmış, samimiyetle çalışan bir meclisi ve başkanını bu şekilde linç etme mantığını kabul etmiyorum. Eğer HÖKÜMET isek, bir gücümüz var ise hem Refahiye’mize, hem Erzincan’ımıza hem de tüm ilçelerimize getirme çabası içinde olalım. Herkesin hakkından sadece bana ver mantığı ne yazık ki doğru değildir. Buna karşı çıkıyor diye de bu şehirde siyasette halkın teveccühünü kazanmış bir insanı linç etme ve karalama anlayışını da kabul etmiyorum. Bunu Sayın Başbakanımızın istemeyeceğine olan inancım da tamdır. Marifet eldekini talan etmekte değil, onun üzerine fazlasını ekleyebilmektedir. Marifet komşunun hakkına göz dikmek değil, kendine isteyebildiğinden komşusuna da isteyebilmektir. Sadece Refahiye’nin olsun, kamuda veya özel sektörde sadece Refahiyeli olsun istek ve arzusu Erzincan’da gönülleri incitir… Hadi Hökümetin de Hökümetli olmanın da hakkını bi tamam verelim. Yanlışın neresinden dönülse kârdır. Vesselâm!

Devamı...

Watch Dragon ball super