16 Ekim Salı , 2018

Köşe Yazıları

Bunu Yapan İllet Acısını Çeken Millet! “FİKRİ ÖZSOY”

Çok Kıymetli Okurlarımız; Ben basın camiasında dik duruşu haksızlığa karşı boyun eğmeyen cesaretle doğruyu yazan kalem olmayı Özsöz Gazetesi’nin kurucusu Erzincan’ın ağabeyi  Dedem, Merhum Gazeteci Yazar Kazım Erdem Özsoy’dan öğrendim.Çok Kıymetli Okurlarımız; Ben basın camiasında dik duruşu haksızlığa karşı boyun eğmeyen cesaretle doğruyu yazan kalem olmayı Özsöz Gazetesi’nin kurucusu Erzincan’ın ağabeyi  Dedem, Merhum Gazeteci Yazar Kazım Erdem Özsoy’dan öğrendim. İnşallah yayın hayatını benimle sürdürecek Özsöz Gazetesi, bugüne kadar olduğu gibi bu günden sonra da halkın doğru tarafsız sesi olmaya, reklam kesecekler iş vermeyecekler korkusu olmadan devam edecek.  Yaklaşık bir ay önce Dünya’ya gelen oğluma yakışacak en güzel ismin Kazım Erdem Özsoy olduğunu düşünerek Dedemin adını da oğluma verdim. Dedem Kazım Erdem Özsoy’un ardından “Sözün Özüne Devam” edeceğiz. Onun kadar ustalıkla olmasada kalemimiz dimdik yazmayı sürdürecek. Onun Erzincan sevdasına memleket sevdasına sahip çıkacağız.  Yıllardır birçok haberiyle gündem oluşturan Özsöz Gazetemiz, halkla iç içe olarak doğruya hakkını veren yanlışa cevabını veren bir yayın kuruluşu olarak anılmayı sürdürecektir.  Ben bu duygu ve düşünceler içerisinde bu memleketin ekmeğini yiyen havasını soluyan birisi olarak Erzincan için üzerime düşen neyse her daim yapacağım. Alışkanlıkların, sevgiyi ve adaleti gölgesinde sakladığı bu Dünyada yaşamın zorluğu apaçık ortada. Ama birde kolaya alışanlar var, yalanla yaşamaya alışanlar var, haramla yaşamaya alışanlar var. Çalışmanın çalışabilmenin büyük bir nimet olduğunu, Allah’ın bize el kol bacak ayak bunlara da hükmedecek bir beyin verdiğini unutanlarda var tabi bu Dünyada. Alışkanlıkların, sevgiyi ve adaleti gölgesinde sakladığı bu Dünyada yaşamın zorluğu apaçık ortada. Ama birde kolaya alışanlar var, yalanla yaşamaya alışanlar var, haramla yaşamaya alışanlar var. Çalışmanın çalışabilmenin büyük bir nimet olduğunu, Allah’ın bize el kol bacak ayak bunlara da hükmedecek bir beyin verdiğini unutanlarda var tabi bu Dünyada.  Kaybetmeyi kazanmayla karıştıran bir toplum olduk. Haksız kazanılan her kuruş, kaybedilen itibar, ahlak ve insanlığı simgeliyor. Hepimizin de kulağına geliyordur ve yazacaklarım umarım doğru değildir.  Sözde işten ayrılıp işsizlik maaşı almanın derdinde olanlar, işe girerken aldığı yardımlar kesilmemesi için sigorta yapılmasın diye uğraşanlar, devletten maaş alıpda iş yerinin adresini bile bilmeyenler daha neler neler… Nasıl ayakta kalacak bu devlet.  Bunu yapan illet acısını çeken millet. Vergiler usulünde kaçırılmadan verilse, işler ehline verilse, herkes sadece hakkının peşinde koşsa, emeğin karşılığı verilse kimse maddi sıkıntı çekmeyecek. Bir kişinin haramı binlerce kişinin helalini sömürüyor. Yaşananlar karşısında sessiz kalınca acısını bizler çocuklarımız çekecek.  Gördüğünüz hiçbir haksızlığa sessiz kalmayın, fakirdir bu yazık demeyin, zengindir makam sahibidir başımız ağrır demeyin. Bir kişinin doğruluğu bir başkasının cesareti olacaktır.           Vesselam!

Devamı...

DERDİ ERZİNCAN OLANIN KAZANCI DA ERZİNCAN OLUR

  Derdi Erzincan olanın kazancı da Erzincan olur. O dertle yola çıkıp o derdin yükünü sırtlayanların çıkınlarında bugün olmazsa yarın elbette minnet, rahmet ve hayır gibi lütuflar olacaktır. Hem Rabbin nazarında hem de bu şehrin vefakâr ve cefakâr insanlarının nazarında. Önceki gün ziyaretime Erzincan Vali Yardımcısı Sayın Yaşar Kemal Yılmaz, Erzincan Kültür Ve Turizm İl Müdürü Sayın Arda Heb geldiler. Gelirken de boş gelmediler tabi ki: Erzincan ve Türküleri kitaplarıyla geldiler. İşte ilk cümlelerimde kastettiğim tam da buydu. Erzincan ve kültürüne hizmet anlamında kıymetli bir çalışma. Şehre ait ve geleceğe miras bırakılabilecek mühim eserler bunlar. Valiliğimizin ve ilgili müdürlüğümüzün bu anlamda ciddi çalışmaları olduğunu biliyorum. Hasta olmam, matbaa ve gazeteden uzak kalmam gönlümdekilerden ve aklımdakilerden uzak kalmama elbette engel ve bahane değil. Bu yüzden yazmak zorlasa da Erzincan sevgisi daima ağır basıyor. Yazmamak, dile getirmemek sanki can şehre haksızlık etmek gibi geliyor bana. Erzincan sevdamızın terennümü türkülerimizdeki acı, özlem, ayrılık, gurbet ve umut gibi çoğalacak nice kaynak eserlerin basılması dilek ve temennilerimiz aynı zamanda duamız olsun. Bu vesile ile nazik ziyaretleri için sayın Yaşar Kemal Yılmaz ve Arda Heb’e teşekkür ederken, hatırlanmak güzel şey diyor; onların da hizmetleri ve eserleriyle hatırlanmaları dilek ve temennileriyle yazımı noktalıyorum. Vesselâm!

Devamı...

BU ŞEHRE VE BU İNSANLARA ÇOK YAZIK!

Uzun zamandır yazmak istiyordum. Rahatsızlığım nedeniyle bu isteğimden uzak kaldım. Zaman hızla ilerliyor; ve bizler hep bir bahanenin arkasına saklanarak, isteklerimizi öteliyoruz. Vakit varken, fırsatını bulmuşken yazmak lazım. Ben de öyle yapıyorum.   Geçen günlerde Erzincan Belediye başkanı Sayın Cemalettin Başsoy’u ERT Şah TV’de Semih Peker’in programında izledim. Beklediğim soruyu Semih Bey sorduğunda, vereceği cevabı çok merak ediyordum: Otopark sorunu ve konutlarda yapılması yasal zorunluluk olan kapalı otopark mevzusuna ilişkin cevabı ne tatmin edici oldu Başsoy’un ne de yasaya rağmen açıklayıcı oldu!   Yıllardır gazetemizde ve bu köşede dillendirdiğimiz bu eksiklik şehircilik ve yapılaşma mevzuunda olmazsa olmazlardan aslında. Devlet bu konuya el atmış, yasalar çıkarmış, mevzuat değişiklikleri yapmış ve belediyeleri de hem yetkili hem de etkili kılmış… Bizim başkanımız ne diyor cevaben televizyonda; yapmak istemeyenler cüzi bir miktar para öder ve bunu yapmayabilirler… O zaman niçin kanunlar çıkarılır ki?   Madem siz konut sahiplerine veya müteahhitlere yapmazsanız olur diyorsanız, bu eksiği, eksikliği siz gidereceksiniz demezler mi insana? Hani nerde; Erzincan Belediye tarafından yapılmış bir tane kapalı oto park? Şehirle ve bu şehrin insanıyla dalga geçer gibi konuşmak kolay! Madem bina yapanlara yaptırmıyorsunuz veya zorunlu tutmuyorsunuz, kendinizi sorumlu ve zorunlu tutsanıza.   Gazetemize ve matbaamıza çok yakın bir konaklama merkezi yapıldı. Siz otel deyin, motel deyin, apart veya pansiyon deyin… Fark etmez… Burada konaklayacak müşterilerin araçlarını park edecekleri herhangi bir otopark alanı yok. Erzincanlı her vatandaş gibi onların müşterileri de yolun kenarına, kaldırımın kenarına araçlarını park etmek zorundalar. Dedim ya, çünkü binaya ait herhangi bir otopark alanı yok. Bu binaya ruhsat ve oturma iznini Erzincan Belediyesi veriyor. Sormazlar mı adama, kardeşim hadi mülk sahibi otopark yapmaktan imtina ediyor da, belediye olarak sen ne yapıyorsun diye?   Yazık… Bu şehre ve bu insanlara çok yazık… Bunu sorgulayacak ve yöneticileri buna zorlayacak insanlar bu şehirde ne zaman seslerini çıkarmaya başlarlarsa inanın o zaman bu şehirde çok şey değişecektir.   Vesselâm!

Devamı...

KİMLER GAZETECİ, KİMLER GAZETECİLİK YAPIYOR

Kıymetli okurlarım, Matbaacılık ve Gazetecilik mesleğini yapmış olanlar için en zor şey nedir diye sorsalar; matbaa kokusundan ve yazmaktan uzak kalmak derdim. Ben de uzunca bir zamandır rahatsızlığım nedeniyle hem matbaadan hem de gazeteden uzak kaldım. Bu süreçte çok kimseler gerek hastahanede, gerek evde beni yalnız bırakmadılar. Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım telefonla arayarak, kıymetli oğlu Bülent Bey, Sayın Valim ve Vekillerimiz, pek çok dostum evde bizleri ziyaret ederek acil şifa dileklerini ilettiler. Yaşım epeyce artık… Sekseni geçtik. Allah sağlık, sıhhat ve imandan uzaklaştırmasın. Rabbim sağlıklı, hayırlı ve imanlı bir ömür nasip etsin herkese… Geçtiğimiz hafta “Çalışan gazeteciler Günü” münasebetiyle bazı program ve davetler gerçekleştirildi. Gazetecilik bir meslek olarak üzerinize oturduğunda ne siz ondan kopabiliyorsunuz, ne de o sizi terk ediyor… Yazdıklarımla, gazetecilik anlayışımla ve olaylara yaklaşım tarzımızla uzun yıllar (1954 yılından bu yana meslekte, çeyrek asırdan fazla Özsöz gazetemizde) farklı olmaya gayret ettik. Hiç kimsenin Kazım Erdem Özsoy’un şahsi çıkarı için şu haberi yaptırdı veya köşeyi yazdı demesine fırsat vermedim. Benim kırmızı çizgim daima Erzincan olmuştur. Bunu yazılarımla, yaptığımız haberlerle ziyadesiyle ortaya koyduk. Bugün şahsıma gösterilen alaka ve iltifat sadece ve sadece bundandır. Erzincan için atılacak ilk adımın ya içinde ya da yanında olmaktan çekinmedim. Yapılan yanlışların da karşısında duran ilk veya ilklerden oldum. Olmaya çalıştım. Gün oldu hemen karşılığını aldık. Gün oldu, yazdıklarımıza, haberlerimize dönülüp bakılmadı bile… Ama biz hiç vazgeçmedik. Karınca misali, “tarafımızı” belli ettik: Biz daima ERZİNCAN’ın tarafında olduk. Rahatsızlıklarını mertçe dile getirenler olduğu kadar, bunu belli etmeden ama derin hesaplarla halletme yoluna gidenler de oldu. Gocunmadık. Ama yazmaktan da kamuoyunu haberdar etmekten de vazgeçmedik. Küçük hesapların, şahsi çıkarların peşinde koşarak bu mesleği küçük düşürme çabasında olanlara gelince, onların notunu gerek bu meslek, gerek kamuoyu elbette zamanla verecektir. Geriye dönülüp bakıldığında kimlerin gazeteci olduğu ve gazetecilik yaptığı zaten zamana ve tarihe not düşülecektir… Vesselâm!

Devamı...

BU HASTANE VE BU KARAR TEŞEKKÜRÜ ZİYADESİYLE HAKEDİYOR

Erzincan… Kadim ama kadim olmasına rağmen (ilçelerinde ve çevresinde tarihinin zenginliklerine dair fazlaca eser bulunsa da) merkezinde geçmişin izlerine pek rastlanmayan bir şehir…Cumhuriyet ile birlikte bu şehre kalıcı eserler bırakma sevdası akamete uğramış olsa da; (çok şükür ki Binali Yıldırım var) bazı devlet adamlarının dirayetli duruşuyla tekrar canlanmaya başladı.Çok uzun zaman oldu yazmayalı.Hastalığım beni gazeteden ve matbaadan ister istemez uzaklaştırdı. Ama Erzincan gündeminden hiç uzaklaşmadım. Öyle ki, yazacağım konuyla ve yer ile ilgili çeşitli açıklamaların yapıldığı, bakanların birinin gidip, diğerinin geldiği dönemlerde yazacaktım, ama yazamadım. İyi ki gecikmiş bu yazı da… Sebebine gelince; kıymetli hemşerilerim, belki o gün yazsaydım, bugünkü yazı ve kanaat ortaya çıkmayacaktı. Çıksa da tatmin edici olmayacaktı… Hasılı, ben Erzincan Devlet Hastanesi mevzuuna böylece getirmiş oldum sözü. Şehrin merkezi yerinde, ulaşım sorunu olmayan, ilçelerden, köylerden ve şehrin her bölgesinden insanların,…Hastaların rahatlıkla ulaşabildiği devlet hastanemizin yerine otopark, cami, AVM gibi söylemlerin dolaştığı, TOKİ üzerinden burada yeni bir rant elde etme planlarının yapılacağına ilişkin dedikoduların ise hadsafhaya çıktığı o vakit çok üzülmüş; bir çok ortamda bu rahatsızlığımı da dile getirmeye başlamıştım. Hatta Sayın Valimize bin dokuz ellili yıllarda şehir hamamının olduğu yerde ayağı taşa takılıp düşen ve ağır yaralanan bir vatandaşımızın oradaki insanların sırtında hastaneye yetiştirilmesiyle hayatının kurtulduğunu dönemin başhekiminden dinlediği anlatmıştım.Hastaların rahatlıkla ulaşabildiği devlet hastanemizin yerine otopark, cami, AVM gibi söylemlerin dolaştığı, TOKİ üzerinden burada yeni bir rant elde etme planlarının yapılacağına ilişkin dedikoduların ise hadsafhaya çıktığı o vakit çok üzülmüş; bir çok ortamda bu rahatsızlığımı da dile getirmeye başlamıştım. Hatta Sayın Valimize bin dokuz ellili yıllarda şehir hamamının olduğu yerde ayağı taşa takılıp düşen ve ağır yaralanan bir vatandaşımızın oradaki insanların sırtında hastaneye yetiştirilmesiyle hayatının kurtulduğunu dönemin başhekiminden dinlediği anlatmıştım.Allah’a çok şükür yeteri kadar camisi olan bir iliz. Hele de şehrin o noktasında ihtiyaç da yok diye düşünüyorum… Bununla ilgili bir eksiklik hissetsem onu da göğsümü gere gere yazar ve anlatırdım. Nihayet güzel haber hastanede tedavi gördüğüm bir zamanda gelmişti. O yüzden beklemek zorunda kaldım. Ve yeni Sağlık Bakanımızın Erzincan’a geldiğinde hastanemizin yerine hastane yapılacağına ilişkin açıklaması; kıymetli başbakanımızın bu şehre yakışacak en güzel projelerden birini Erzincan’a kazandıracakları ifade etmelerinden sonra içimi bir huzur ve mutluluk kapladı. Ve ben Sayın Binali Yıldırım başbakanımızın halis niyetinden, samimiyetinden, bu şehre olan sevgisinden bir kez daha tatmin oldum.O sebepledir ki bu yazıyı kaleme aldım. Ona içtenlikle, sevgiyle ve muhabbetle teşekkür etmek istedim.Bu şehrin hastalarının başka kapılarda değil, kendi memleketinde tedavi görebilmesi imkânının en üst düzeye çıkarılacağına yönelik kararına teşekkür etmek istedim.Allah ona ve şehrimin tüm insanlarına sağlık, sıhhat ve hayırlı ömür versin. Erzincan da, Erzincanlı da her şeyin en güzeline, Sayın başbakanımız da bu teşekküre ziyadesiyle layıktır…Vesselâm!

Devamı...

Erzincan’ın Gizli Cenneti Çöpler Arasında

Erzincan’ın saklı cennetlerinden olan Mecidiye köyde ki çamlık mesire alanı çöplerin arasında kayboluyor. Bakımsızlık ve piknik yapan bazı insanların bilinçsiz davranışları ve yüzünden çöp yığınları arasında kaybolan bu cennetin şehrimize geri kazandırılması gerekiyor. Erzincan Merkez’e yaklaşık 20 km uzaklıkta Mecidiye Köy (Urumsaray) yakınlarında bulunan yemyeşil ormanlık alan çamlık yaz günlerinde yurtdışından memleket özlemiyle şehrimize gelenlerin uğrak noktası oluyor Piknik yapmaya gelen vatandaşlar burada soğuk sularla ve oksijen dolu havasıyla memleket hasretini bir nebze olsun gidermeye çalışıyor. Piknik yapan vatandaşlardan bir tanesi yaptığı açıklamasında; “Her yıl buraya geliyoruz. Memleketimizle buluşmanın heyecanını özlem gidermenin sevincini yaşıyoruz. Son zamanlarda karşılaştığımız manzara içler acısı. Oksijenin çiçek ve çamların kokusunun yerini çöp kokuları almış. Yol boyunca yaşanan manzara ise aynı. Şehrimiz de insanımızı bilinçlendirmek adına gerekli kuruluşların bilgilendirme faaliyetleri ve yetkililerin doğal güzelliklerimize bakım temizlik konusunda el uzatması gerektiğini belirtti. Şehrimizin sayılı mesire alanlarından olan gizli cennet şimdilerde kendisine uzatılacak bir eli bekliyor.

Devamı...

82 Yıllık Ömrümün Darbeler Kronolojisi

Yaşım 82. İlk darbeyi gördüğümde 25 yaşındaydım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde takvimler 27 Mayıs 1960’ı gösteriyordu. Ve askeri gücü ülkenin, yönetime bütünüyle el koymuş bir Başbakan ve iki vekili idam ederek maksadına ulaşmıştı. Ülkede bugünkü kadar hızlı ve canlı bir iletişim yoktu. Memleketin bir çok yeri Adnan Menderes’in, Fatin Rüştü Zorlu’nun ve Hasan Polatkan’ın idam edildiğini günler sonra öğrenmişti. Ama asker bir tek vatandaşa dahi kurşun sıkmamıştı. İkinci darbeyi gördüğümde ise tarih 12 Mart 1971’di. Ve ben o yıl 36 yaşındaydım. Halkın oylarıyla seçilen iktidar askeri vesayetle yine akamete uğratılmıştı. Yine demokrasimiz koca bir yara almıştı. Üçüncü darbeyi gördüğümde de 45 yaşındaydım. 12 Eylül 1980 askeri darbesi olmuştu. Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya isimleri, Bülent Ulusu hükümetleri gibi darbeci isimleri ülkemin gündeminde havada uçuşuyordu. Her darbe dışarıdan bir müdahale idi ve bizim seçtiklerimiz bir tiyatro oyununun yardımcı rollerini oynuyordu. Seçtiğimizi sandıklarımız değil de başkaları yönetiyormuş meğerse bizi… Yine anlamamıştık… Ömrümün 62. yılında soğuk bir Şubat’ta yine karşıma çıktı darbe. 28 Şubat 1997 askeri darbesi de Anadolu sermayesine ve bu ülkenin dini hassasiyetleri olan insanları üzerinden bu halka ve demokrasiye tecavüzle sonuçlandı. Demokrasi hayatımızı olgunlaştırdığımızı, çokca yol katettiğimizi sanırken aynı el 27 Nisan 2007 tarihinde Genel Kurmay imzalı bir bildiri ile tekrar çıkıverdi karşımıza. Ülkenin en güçlü iktidar partisi ve Başbakanına yönelikti bu bildiri. Başbakanı almaya ve partisini kapatmaya yönelikti tezgah. Onlar da muvaffak olamadılar. Ve ben o gün 72 yaşındaydım. Ama her seferinde ülke ekonomisi ve gariban vatandaşın cebindeki para pul ediliyor; Demirel’in ifadesiyle bir sente muhtaç edilmemiz için büyük çaba sarfediliyordu. Ve en acısı ise 81. Yaşımda, bu ülke insanlarının imanlılar, inançlılar, dindarlar, namaz kılıyorlar diye zekatlarını, kurbanlarını, derilerini, mahsüllerini, daha da ötesi en kıymetli varlıkları olan biricik evlatlarını verdikleri; bunlardan bize zarar gelmez dediklerinin ihaneti ile karşılaştım. Çok acıydı ve canım çok acımıştı. 247 evladımızı şehit binlerce insanımızı gazi hanesine yazmıştık. Hem de düşman silahı ve kurşunuyla değil kendi tankımız, kendi uçağımız ve kendi silahımızla. Böyle bir ihaneti ve böyle bir vahşeti hangi din ve hangi vicdan yapabilirdi ki? O kalkışma çok şükür yine gençlerimiz ve halkımızla durduruldu. Üniformalı, cübbeli, diplomalı ve bize benzeyen ama bizden olmayanlar tarafınndan arkamızdan değil tam yüreğimizden vurulmuştuk. Heyhat! Ne acıdır ki bu milletin parası ile alınan silahlar bu millete doğrultuldu. Ve hiç bu kadar vahşi kanlı olmamıştı darbeler(imiz). Ne diyeyim? Utanacaklarını bilsem yüzlerine tükürürüm! Utanacaklarını bilsem karşılarına çıkıp avazım çıktığı kadar hakettikleri dilden konuşurum! Ey utanmazlar! 82 yıllık ömrümün kronolojik seyrinde hep geleceğimize, hayatımıza, canımıza, yaşam gerekçelerimize saldırdınız! 82 yıllık ömrümün 25. Yaşından itibaren ortalama her on yıla bir darbe sığdıranlar bu dünyada da, ahirette de sizden davacıyım. Hakkımı helal etmiyorum! Benden, çocuklarımdan, milletimden, çaldıklarınızın her zerresi fitil fitil burnunuzdan gelsin! Bu millete reva gördüklerinizi her iki cihanda siz de çekesiniz! 15 Temmuz milli irade zaferimiz kutlu olsun. Milli iradeye karşı duranlar kahrolsun! Vesselam!

Devamı...

Bayram, Türk Kızılayı’nın 149. Kuruluş yıldönümü kutladı

AK Parti MDK üyesi ve Erzincan Milletvekili Av. Serkan Bayram Türk Kızılayı’nın 149. Kuruluş yıldönümü sebebiyle kutlama mesajı yayınladı. Milletvekilli Bayram mesajında; “Türk Kızılayı’mızın 149. kuruluş yıldönümünü en samimi duygularımla kutluyorum. Hilal-i Ahmer yani günümüzdeki adıyla Türk Kızılayı 1868’de savaşlar esnasında yaralanan ve hastalanan askerlerimize yardım etmek amacıyla kurulmuş ve bugün tüm dünyada bilinen tanınan bir yardım kuruluşu olmuşturDünyanın dört bir yanında ihtiyaçlı insanların yardımına koşan Kızılay, kan tedariki başta olmak üzere, afetzedelerin acısını ve sıkıntısını gidermekte ve ihtiyaç sahiplerine cömertçe yardım eli uzatmasıyla bütün dünyanın takdirini kazanmaktadır. Kızılay’ın bu başarısının arkasında hiç şüphesiz aziz milletimiz vardır. Maddi, manevi tüm imkanlarıyla ve kan bağışlarıyla Kızılay’a destek olan milletimize teşekkür ediyorum. Bu vesileyle Kızılay’ımızın kuruluş yıldönümünü tebrik ediyor um.” İfadelerini kullandı.

Devamı...

CAZİBE MERKEZİNİN BÜYÜK OVASININ ARIZALI ALETLERİ

Cazibe merkezi Erzincan… Bütün Ova Proje merkezi Erzincan… Cazip Tarım Bölgesi Erzincan… Son günlerde dillerdeki ifade ve sloganlardan üç tanesini yazdım sadece. KUDAKA (Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı) bölgesi içerisinde yer alan iller arasında Erzincan da var. Hükümetin Cazibe Merkezleri Programına dâhil edildik… Yatırımcılara çeşitli alanlarda ve sektörlerde uzun vadeli destekler sağlanması düşünülüyor. Düşüncenin ötesinde dâhil bile edildik. Çok güzel… Başvurular başladı… Bakalım ilimize yönelik ve ilimizden kaç kişi müracaat edecek? Herkesin malumudur; Erzincan tarım ve hayvancılık şehridir. En büyük potansiyelimiz bu… Bundandır ki başbakanımız, vekillerimiz, valimiz, esnaf ve tüccarımızca; sanayi, turizmden önce tarım ve hayvancılık zikredilir. Amenna… Bu doğrudur. İşte bu yüzdendir ki Valimiz Sayın Ali Arslantaş’ın Birlik Vakfı Erzincan Şubesindeki konuşmalarında anlattığı ve gazetemizde manşete taşıdığımız “Bütün Ova Projesi” önemlidir. Birkaç dönümlük tarım alanlarından öte onlarca dönümlük veya dekarlık tarım alanları oluşturulması elzemdir. 25 Ocak Çarşamba günü gazetemizde manşet yaptığımız Tarım İl Müdürü Murat Şahin ile görüşmemizde de ifade ettiğim gibi tarım Erzincan ekonomisinin ana damarı konumundadır. Hükümetin ve Bakanlığın Milli Tarım Projesi kapsamında Büyük Ova ilan dilen üç ilden biri de Erzincan olmuştur. Ovalarımız artık sit alanı gibi korunacak denilmektedir. Tarım alanlarının amaç ve tarım dışında kullanılması mümkün olmayacaktır. Tercan, Çayırlı ve Erzincan Ovaları bu kapsamda bir bütün olacak şekilde yeniden tanzim edilecek; daha az tarla sahibiyle daha çok ve büyük tarım alanları oluşturulacak. Bunların hepsi çok güzel… Gel gelelim bunları yapacak kurumlarımızın en başında Tarım İl Müdürlüğümüz gelmektedir. Ama henüz mevcut çiftçisini yeterince bilgilendirecek donanımlardan noksan bir kurumla bütün bunları ne kadar başarıyla gerçekleştireceğiz? Bursa ilimizde bırakın merkezi, ilçeleri; en ücra köylere kadar erken uyarı ve bilgilendirme sistemlerini kurmuş bir yapıyla tarım ve hayvancılığın sanayi ile kafa kafaya gittiğini hatırlatalım… Erzincanımızda bu hususta erken uyarı sistemlerimiz, çiftçiyi sürekli ve hassasiyetle uyaracak, bilgilendirecek hangi sistemler ve çalışmalar var diye sormak gerekir. Tarım İl Müdürümüz Sayın Şahinle konuşurken Erzincan’da toplam üç adet erken uyarı sistemi bulunduğunu ve ne yazık ki ikisinin de çalışmadığını öğrendim. Çağlayan, Üzümlü ve Bahçeli köyünde Bulunan bu cihazların çalışmıyor olması anlaşılır ve kabul edilir değildir. Bir tanesinin 40-50 bin lira aralığında olduğunu söyledikleri bu cihazlarla Büyük Erzincan Ovası Projesini desteklemek gerekmez mi? Projenin tamamlanmasını beklemek yerine mevcut tarım alanlarında faaliyet gösteren çiftçimize destek olmak ve yol göstermek gerekmez mi? Hayvancılık yapan insanımıza tohumlama, doğum öncesi ve sonrası bilgileri elektronik ortamda aktarmak; sebzecilik ve meyvecilik yapan çiftçimize don tehlikesinden ilaçlamaya, budamadan toprağın havalandırılmasına kadar rehberlik edecek teknolojik destek sağlanamaz mı? Ne diyeyim? Proje düşünmek, üretmek ve uygulamak yetmiyor. Bunun için donanımlı, kapasiteli ve ehliyet sahibi; teknolojiden ve tüm tarımsal teknolojilerden haberdar, masa başında değil tarım alanlarında, hayvancılık sahalarında gecesini gündüzüne katacak erlere ihtiyaç var. Bu güzel projelere ve hedeflere ancak böyle ulaşılabilir. Arızalı iki adet sistemi tamir etmekten ve yenilmekten aciz insanlarla değil! Vesselâm!

Devamı...

BU VAKİTTE TRENİ KAÇIRMAK OLMAZ

Erzincan Valisi Sayın Ali Arslantaş ile Çarşamba günü birlikteydik. Elbette mevzu Erzincan’dı. Çarşamba günü köşemde söz konusu ettiğim Büyük Ova Projesini, Cazibe Merkezi Projesini ve Cazip Tarım Bölgesi Erzincan’ı konuştuk. Gazetedeki köşemi henüz okumamıştı. Ama Sayın Valimle Erzincan için neler yapmak düşüncesinde olduğunu konuştuk. Erzincan için çok şey yapmak istediğini anlattı. Erzincan’ı daha modern ve gelişmiş bir şehir haline getireceklerini ifade etti. Özellikle tarım ve hayvancılık noktasında öncelikleri olduğunu; Turnaçayırı barajıyla birlikte sulamada büyük bir sıkıntıdan kurtulacaklarını; şehirde kendi dinamikleri olan ürünlerle sanayi ve yatırım yapılmasının anlamlı ve kazançlı olacağını vurguladı. İplik fabrikası örneğinden yola çıkarak; pamuk olmayan yani hammadde üretemeyen bir yerde sanayi yatırımı yapmanın yanlışlık olduğunu dile getirdi. Bugün geçmişin hatalarına düşmemek adına ince eleyip sık dokuduklarını söyleyen Vali Arslantaş; Tarım ve Hayvancılık şehri Ezincan’da elbette sanayi ve yatırıma yönelik, tarım ile hayvancılık çalışmalarda öncelik olacaktır dedi. Bu düşünceyle “Büyük Ova Projesi” kapsamında arazilerin yeniden düzenleneceği; atıl, tarıma elverişli olmayan alanları hayvancılık için değerlendireceklerini anlatan Erzincan Valisi Ali Arslantaş; ovada tarıma elverişli olmayan alanlarda ise örtü altı tarıma yöneleceklerini anlattı. Dereyurt (Çarhanik) bölgesinde büyükbaş besi ve süt hayvancılığını teşvik edeceklerini dile getiren Valimiz; Ekşisu bölgesindeki beyaz topraklı çorak alanda da örtü altı tarımı ve seracılığı düşündüklerini söyledi. Tüm çalışmaların buna yönelik olacağını; hammaddesi Erzincan’da bulunan sebze ve meyve ağırlıklı; süt ve süt ürünleri ile et ve kombina gibi ürünlerin işlenebileceği bir organize sanayi amaçladıklarını benimle paylaştılar. Yiğit düştüğü yerden kalkar misali Erzincan da kendi ayakları üzerine kendi imkân ve şartlarıyla kalkacaktır. Bu yüzden bizim olanla bizden olanı kullanarak bir marka ve ekonomi şehri olabiliriz. Bu anlamda Vali Beye katılıyor ve destekliyorum. Bakalım başka hülyalar peşinde koşanlar bizi biz eden bu ekonomik değerlere sahip çıkacaklar mı? Elbette turizmden ve diğerlerden vazgeçelim demek değildir bu… Bu sefer treni kaçırmak olmaz: Cazibe merkezi ile Büyük Ova Projesiyle, Cazibeli Tarım Merkezi olma özelliğiyle yatırımlar için kolları tam sıvama zamanıdır… Vesselâm!

Devamı...

Watch Dragon ball super